Kara bir mevsimdir geçer.
Kara bir mevsimdi geçmedi.
Sınırlarını kendi ellerimle çizdiğim gizemli bir ülkede yaşıyormuşum gibi hissediyorum kendimi.
Ya yapamazsak Olric, ya kara bir mevsim değilse ve geçmezse.
Nereye koşuyoruz Olric.
Kime koşuyoruz dersin.
Kara bir mevsimdir geçer der misin?
Geçsin mi Olric.
Belki de hiç geçmez.
Monday, October 16, 2017
Thursday, August 24, 2017
Wednesday, April 26, 2017
Wednesday, April 12, 2017
Sunday, September 18, 2016
Nar zamanıydı.
Her sene hatırlayacak mıyım ben bu nar zamanını.
Tam geldiğinde o zaman anlamsız düşücek mi bu his içime.
Nar zamanıydı ömrüm değiştiğinde.
Geleceğimi değiştirmem mi gerekiyordu, o yüzden mi çıkmıştım o dallarından kırmızı narlar sallanan ağaçların yanından.
Bileydim çıkar mıydım o yokuştan?
Her sene hatırlayacak mıyım ben bu nar zamanını.
Tam geldiğinde o zaman anlamsız düşücek mi bu his içime.
Nar zamanıydı ömrüm değiştiğinde.
Geleceğimi değiştirmem mi gerekiyordu, o yüzden mi çıkmıştım o dallarından kırmızı narlar sallanan ağaçların yanından.
Bileydim çıkar mıydım o yokuştan?
Friday, June 17, 2016
Saturday, June 4, 2016
Sunday, May 29, 2016
Thursday, March 31, 2016
Geçiyordu..
Hayat adını verdiğimiz, zaman anlamını kattığımız,
güneşin doğuşu ve batışı ile taçlandırdığımız günlerimiz geçiyordu.
Herkes kadar yorgundum yahut herkesten fazla ya da az kime ne?
Bize ne?
Kendimizle yaşayamadıktan sonra,
anlamlandırdığınız şeylere biz kendi anlamlarımızı katamadıktan sonra yaşasak
size ne?
Hayat adını verdiğimiz, zaman anlamını kattığımız,
güneşin doğuşu ve batışı ile taçlandırdığımız günlerimiz geçiyordu.
Herkes kadar yorgundum yahut herkesten fazla ya da az kime ne?
Bize ne?
Kendimizle yaşayamadıktan sonra,
anlamlandırdığınız şeylere biz kendi anlamlarımızı katamadıktan sonra yaşasak
size ne?
Saturday, February 20, 2016
Yol
Yeryüzünde herkesin çizilmiş bir yolu vardır. Senin tek yapman gereken sana sunulan simgeleri takip etmek ve yolunda ilerlemektir. Yolun tek huzurundur.
Yıllar önce bir gün hikaye bu satırlarla başlamıştı..
İnsan Dünya'ya geldiğinde, yeryüzünde bulunan yolunun başına bırakılmıştı. Birisi eğilip kulağına yolun gittiği yönü göstermişti ve demişti ki, ''burdan böyle devam et simgeler ışıklar seni güvende tutucak''. İnsan o gün güvende hissetti. Bir adım, iki adım, yüz adım, adım adım ilerledi. Yol gayet güzeldi; huzurlu, rüzgarsız, açık, yeşil, hafif de bir müzik çalınıyordu kulağına.
Adımlar ilerledikçe hayal kurmayı keşfetti. Hiç sahip olmadığı ama sahip olabileceği şeyleri düşündü, bunlara kollarını açıp haykırarak ''hayal'' dedi. Hayal etmek minik gönlünün hoşuna gitmişti. Tam o an da yolun dışında, biraz uzakta bir kaç parıltı gördü. ''İşte'' dedi ''buldum'', ''yeni yolumu buldum''. Yolun esas sahibi insanoğlunun gitmesine izin verdi. İnsan yoldan çıktı, patikaya daldı. Yüzünde büyük bir gülümseme, büyük bir merak, büyük bir telaş, hayallerini arıyordu. Patikasında yoluna bir çiçek çıktı. ''İşte'' dedi ''simgemi buldum doğru güzergahtayım''. Devam etti, her gördüğü yıldıza, kuşa, rüzgara simge adını verdi ama sonra bir gün karanlık içinde kaldı. Simgeleri yok olmuştu. Ağlamaya, bağırmaya, dizlerini çekip kendine sarılmaya başladı. Korkuyordu!
İşte o an, patikanın uzağında bir ışık belirdi. Karanlık içinde o kadar kuvvetli parlıyordu ki. Var gücüyle koşmaya başladı insan. Arkasına önüne bakmadan ışığa koşuyordu, bilmiyordu yoluna koşuyordu..
Işığın olduğu düzlüğe gelince fark etti, fark ettiği etraf değil, yol değil, huzuruydu insanın, güveniydi.
Yolun yürüyemediği kısımlarında neler olduğunu asla bilemedi. Yol, yolu geri gitmesine asla izin vermedi.
İnsan patikadan da çok şey öğrenmişti ve yol ona darılmamıştı, ama asla neler kaçırdığını da anlatmamıştı.
İnsan o an anlamıştı yolun önemini.
Yol insanın eviydi, yol insanın keyfiydi, yol insanın korunaklı yüreğiydi.
Sunday, November 1, 2015
Thursday, April 9, 2015
Friday, April 3, 2015
If I could
Bu mor battaniyenin üstüne nerden geldim diyorum bazen. Dönebilseydim hayatımın her geçmişte kalan sayfasına, ister miydim acaba bir şeyleri değiştirmek? Anım olan tüm yaşanmış anlara geri dönseydim, dokunur muydum? Dokunsam ben olur muydum? Dokunsam bugün bu mor battaniyede bağdaş kurmuş oturur muydum? Herkesin bir yolculuğu vardır Olric; içinde, dışında. Herkesin baktığı vardır olric ve herkesin gördüğü. Her yola çıkışın bir sebebi vardır. Her sakinliğin nedeni. En son ne zaman sabah o ilk uyandığım ve hiç bir şeyi düşünmediğim saniyeler gibi bir mutluluğa sahip olmuştum, hatırlamıyorum. Benim yolum içinden çıkıp aslında beni nelerin mutlu ettiğini görmek için çizilmişti. Yanlış, ben zorla çizmiştim.
Sunday, March 22, 2015
Olric
Çünkü ben her şeyimi verirdim Olric. Hep öyle olmuştum. İnsan verince çoğalır mıydı Olric? Belki de. İnsan verdikçe dolar mıydı Olric? Biz verdikçe çoğalmayı bekler miydik. Ben beklemedim. Belki de sadece verdikçe boşalan bedenim hafif kalıyodu artık rüzgara karşı. Bir kolum ağır basıyor. Bir bacağım ağır çekiyordu belki de bilmiyorum. Ya da hala beklentilerimden vazgeçemiyordum. Beklemesem benim olur muydu Olric. Hiç düşünmedim bunu. Bazı şeyleri düşünmezsin Olric. Bazı şeyleri sadece hissedersin; hayatta düşünülen değil, hissedilen olmak istemiştik. Böylelikle akıl karıştığında yine de kalpte kalabilirdik. Ve biz seninle Olric, hep hissettik. Biz düşünmedik. Hayata bizi hislerimiz getirdi. Ve onların ağırlıkları kaybolsa bile, akılda değildi. Onlar kalpteydi. Sonra oturduk terazimize baktık. Ellerimizi açtığımızda savaşçı duruşunda, dengesine baktık. Bizim solumuz hep ağır bastı Olric. Solumuz yere çekti. Sağa yüklendik. Sonra boşverdik. Düşünülen olmak istemedik. Böylelikle belki hep olmazdık ama hep hissedilirdik. Sağ kolum, sağ bacağım havada; sol ise hep yerde, matta. Boşver Olric. Çile karışan yaş ve hisle güzeliz.
Sunday, March 15, 2015
...
Bir sebebi vardı.
Aramaktan ziyadesi ile yorgun düştüğüm bir sebebi vardı.
Ben yaratmıştım.
Güzel bir kek yaptım bu sabah uzun zamandır ilk kez yağmur düşerken şehrime.
Şehrim neresiydi, bu ayrıntıdan sakince kaçtım.
Evim neresiydi.
Yalnız mıydım. Kim bilir. Ben bilmek istemedim. Cevabını aramadım.
Her şeyden biraz kalırdı insana. Masada ki reçelden anladım.
Zor bir seneydi Olric.
Daha zoru olmasın diye dilemiştik, olur muydu kimbilir.
Hayal kurmak istemedik.
Hem olsun ya da olmasın, aynada ki kadına baktım.
Ve bana emanet olduğunu söyledim, ben güç vericem sana dedim, sen bana emanetsin.
Bileklerimden öptüm, dizlerimi sevdim.
Büyümüştüm.
Alışmıştım.
Bana emanettim.
Aramaktan ziyadesi ile yorgun düştüğüm bir sebebi vardı.
Ben yaratmıştım.
Güzel bir kek yaptım bu sabah uzun zamandır ilk kez yağmur düşerken şehrime.
Şehrim neresiydi, bu ayrıntıdan sakince kaçtım.
Evim neresiydi.
Yalnız mıydım. Kim bilir. Ben bilmek istemedim. Cevabını aramadım.
Her şeyden biraz kalırdı insana. Masada ki reçelden anladım.
Zor bir seneydi Olric.
Daha zoru olmasın diye dilemiştik, olur muydu kimbilir.
Hayal kurmak istemedik.
Hem olsun ya da olmasın, aynada ki kadına baktım.
Ve bana emanet olduğunu söyledim, ben güç vericem sana dedim, sen bana emanetsin.
Bileklerimden öptüm, dizlerimi sevdim.
Büyümüştüm.
Alışmıştım.
Bana emanettim.
Sunday, February 22, 2015
Bilmiyorum.
Sen biliyor musun.
Bazen sadece başımı sola doğru çevirirken görebildiklerimi görmek istiyorum.
Bazen bilmek değil sadece farketmek istiyorum.
Bazen nerde olduğumu sorgulamak değil, nerde olduğumu anlamak istiyorum.
Ve çoğu zaman bilmek değil bilmemek istiyorum.
Bir yıldız görmeyeli çok uzun zaman oldu.
Ayı görmeyeli de epey.
Daha önce bu kadar zaman olmuş muydu bilmiyorum.
Sadece anlıyorum. Anlıyorum.
Anlamlı düz gülümsemelerim var.
İlk defa her parçamla anlıyorum.
Bilmeme gerek yok.
Bilmek istemiyorum.
Sadece anımı anlıyorum.
Sen biliyor musun.
Bazen sadece başımı sola doğru çevirirken görebildiklerimi görmek istiyorum.
Bazen bilmek değil sadece farketmek istiyorum.
Bazen nerde olduğumu sorgulamak değil, nerde olduğumu anlamak istiyorum.
Ve çoğu zaman bilmek değil bilmemek istiyorum.
Bir yıldız görmeyeli çok uzun zaman oldu.
Ayı görmeyeli de epey.
Daha önce bu kadar zaman olmuş muydu bilmiyorum.
Sadece anlıyorum. Anlıyorum.
Anlamlı düz gülümsemelerim var.
İlk defa her parçamla anlıyorum.
Bilmeme gerek yok.
Bilmek istemiyorum.
Sadece anımı anlıyorum.
Friday, February 13, 2015
Tuesday, February 10, 2015
Uzak bir köşede bıraktığım bir gülümsemenin bazen beni bulduğuna inanıyorum. Bir kahvede bir köpükte bırakmışım belki, en fazla kahve köpüğünü parmaklayarak yemeyi severim ben ve tam o anda şaşkın bir utançla hiç tanımadığım bir yabancıya yakalanırım. Mahçup gülümserim. O masaya bir düz gülümseme bırakırım. Ya da koşarken bir sincapla karşılaşırım, aslında ne kadar da fareye benzediğini tartışırken içimden yine de düz dudaklarla bakarım. Her yere bir gülümseme bırakırım. Her toprağa. Her anıya. Her zaman mutlu değildir gülümsemelerim bazen sakindirler, anlamlı ya da anlamsız. Nişanyana kar yağmış. Çatılarını gördüm beyaz beyaz mürver şuruplu evlerin. Kendi karlarımın içinden bakarken onlara düz bir gülümseme yakaladı beni. Bir zamanlar mürver şuruplu bir evde huzurluymuş gülümsemelerim. Nar zamanıydı, nar suyu içememiştim lakin bir mürver şuruplu evden muskat almıştım. Velhasl işte mürver şuruplu evlere kar yağmış..
Subscribe to:
Posts (Atom)
