Thursday, December 4, 2014

Run


The art of running away is finding places where you have space. Where normal is a different size or shape or color, so you can grow new edges, so you expand into new corners you didn’t know were available. You are still you, but your definitions for normal and special change, so you can find places where you fit better, or belong more. If you are really lucky, you can find your home, the place that is just the right shape and size for you. I haven’t found that yet, and I am not sure I am supposed to. I do know that I have found places with fewer boundaries, so I can be more me, more of the time. I can relax about not being normal and find more joy in being my true self.
 
So run, bless you, run!

Sunday, November 23, 2014

Sırtımı dayadığım duvar

Sırtımı geceleri minik yaşam alanıma gelince dayadığım duvar, aslında uzun zamandır dayamak istediğim duvar. Mumum tüketmiş kendini siyah bir leke bağlamış başını, ne yaktın Buse beni der gibi yanıyor, duruluyor ve yeniden alevleniyor usulca. Yerde bir köşede yoga matı var bu gece. Kendimi bırakmayalı epeyce olmuş. Kütüphaneden satın aldığım o kitapları ne yapıcağımı bilemeyince üstüste koymuştum minik bir sehpa görevi görmeye başladı yakın zaman önce, üzerinde into the wild soundtrack i çalıyorum bu gece. Camıma bir kaç zaman önce yapıştırdığım kardanadam karı bekliyor usulca. Peki ya ben, ben neyi bekliyorum? Evden ayrılıp Fransaya gittiğim zamanlarda çay kutusunun üstüne bırakmıştım şaşkın şirini, yerini değiştiremedim gelirken bu yolculuğa da. Çok çıkar ya aynı oyuncak sürpriz yumurtadan aynısını buraya da getirdim.  Olucak iş mi Bordeaux yu da özledim. Uzaydan sesler plaklarımı ne zaman dinlerim? Ev neresidir, neresiyse oraya gider miyim?  Bizi hep bekledikleri yere varır mıyız? Yüzüm hiç değişmez mi? Neden hep şaşkın gülümserim. Neden gözlerim kısılır. Huzurluysam neden düzleşir dudaklarım?  Yine çok konuştum şaşkın şirin, hadi gel uyuyalım..

Saturday, November 8, 2014

I wish I could do whatever I liked behind the curtain of madness. Then, I’d arrange flowers, all day long, I’d paint; pain, love and tenderness, I would laugh as much as I feel like at the stupidity of others, and they would all say, Poor thing, she’s crazy! I would build my world which while I lived, would be in agreement with all the worlds. The day, or the hour, or the minute that I lived would be mine and everyone else’s, my madness would not be an escape from reality. 

It has been a long time..

Wednesday, October 29, 2014


Ben bu sene kestaneleri kaçırmıştım. Bir sene önce bu zamanlarda; seneye kaçırmak dileğiyle yazmıştım. Neyse ki kaçırdım.. Loyko dinlediğim gecenin güzelliğinde, burada kestane ne zaman çıkar acaba düşüncelerinde bir Buse.


Thursday, September 25, 2014

mahfouz


Daha karışmamıştı o aslında oldum olası hep iç içe karışıp kalmış olan topraklar.. Çöl kumu saçlarımda başımı ufak bir yemeni ile kapatmaya karar vermiştim.. Sokağa çıktığım anda kulaklarıma, saçlarıma dolan kumu engellemenin tek yolu buydu zira.. Arada usulca kulaklarımı kapatmak.. Köşeden minik bir nefertiti almıştım kendime.. İki üç kelam arapça etmeye çalışırken, yanımda duran sarışın güzel bayanın çektiği dikkatlerin altında yürüyordum.. O dar üst geçidin altında biraz humus tatmayı fırsat bilmiştim o lavaş gibi olan ekmeğin üstünde.. Buseyim ya hani buseydim ya hani. Kargacık, burgacık bulmuştum en son kafeyi. Senin masan hangisiydi bilmem. Bir nane çayı istedim. Taze nane yapraklarının üzerine dökülen kaynamış su, eskimiş aynalar, herkesin elinde bir nargile, içerde de ümmü gülsüm çalıyordu bilir misin?  Uzun kaldım içerde, uzun baktım sokağa, uzun doldurdum içimi. Huzurluydum. Karnağı son görüşümdü..

“It's a most distressing affliction to have a sentimental heart and a skeptical mind.”
Mahfouz

Friday, September 19, 2014

Move


Move. 
As far as you can, as much as you can. 
Across the ocean, or simply across the river.
Walk in someone else's shoes, or at least eat their food.
Open your mind. Get up off the coach. 
Move. 



Wednesday, September 3, 2014

Nar zamanıydı

Kocaman bir hayatı geçirmek istediğim minik bir ev yazmıştım. Nar zamanıydı. Kese kağıttan çıkanları hiç bir zaman paylaşmadım. Sedire kuruldum manzarayı seyre daldım. Her köşeyi keşfettim. Yolda Narlar vardı ağaçlarda... Kırmızı bir nar zamanıydı. Ufak ve kalabalık sokaklar. Mürver alıcaktım. Nar zamanıydı. İri iri taneleriyle yollardaydılar. Kucak kucak kitaplarım vardı. Hep bir ana dönmek istersin ya hani, nar zamanıydı. Bir baktım ki gelmiş yine nar zamanı...