Wednesday, October 29, 2014


Ben bu sene kestaneleri kaçırmıştım. Bir sene önce bu zamanlarda; seneye kaçırmak dileğiyle yazmıştım. Neyse ki kaçırdım.. Loyko dinlediğim gecenin güzelliğinde, burada kestane ne zaman çıkar acaba düşüncelerinde bir Buse.


Thursday, September 25, 2014

mahfouz


Daha karışmamıştı o aslında oldum olası hep iç içe karışıp kalmış olan topraklar.. Çöl kumu saçlarımda başımı ufak bir yemeni ile kapatmaya karar vermiştim.. Sokağa çıktığım anda kulaklarıma, saçlarıma dolan kumu engellemenin tek yolu buydu zira.. Arada usulca kulaklarımı kapatmak.. Köşeden minik bir nefertiti almıştım kendime.. İki üç kelam arapça etmeye çalışırken, yanımda duran sarışın güzel bayanın çektiği dikkatlerin altında yürüyordum.. O dar üst geçidin altında biraz humus tatmayı fırsat bilmiştim o lavaş gibi olan ekmeğin üstünde.. Buseyim ya hani buseydim ya hani. Kargacık, burgacık bulmuştum en son kafeyi. Senin masan hangisiydi bilmem. Bir nane çayı istedim. Taze nane yapraklarının üzerine dökülen kaynamış su, eskimiş aynalar, herkesin elinde bir nargile, içerde de ümmü gülsüm çalıyordu bilir misin?  Uzun kaldım içerde, uzun baktım sokağa, uzun doldurdum içimi. Huzurluydum. Karnağı son görüşümdü..

“It's a most distressing affliction to have a sentimental heart and a skeptical mind.”
Mahfouz

Friday, September 19, 2014

Move


Move. 
As far as you can, as much as you can. 
Across the ocean, or simply across the river.
Walk in someone else's shoes, or at least eat their food.
Open your mind. Get up off the coach. 
Move. 



Wednesday, September 3, 2014

Nar zamanıydı

Kocaman bir hayatı geçirmek istediğim minik bir ev yazmıştım. Nar zamanıydı. Kese kağıttan çıkanları hiç bir zaman paylaşmadım. Sedire kuruldum manzarayı seyre daldım. Her köşeyi keşfettim. Yolda Narlar vardı ağaçlarda... Kırmızı bir nar zamanıydı. Ufak ve kalabalık sokaklar. Mürver alıcaktım. Nar zamanıydı. İri iri taneleriyle yollardaydılar. Kucak kucak kitaplarım vardı. Hep bir ana dönmek istersin ya hani, nar zamanıydı. Bir baktım ki gelmiş yine nar zamanı... 


Monday, August 25, 2014

Fesleğen


Yeni kelimeler, yeni laflar eklenirdi hayatımıza. Zamansız günlerin, zamansız hislerin lafları. Veda değil diye fısıldardı insan, birdaha ki sefere kadar derdi. Bazen fısıldamasa da öyle bakardı. Küçük olan Dünya'da birdaha ki sefere karşılaşıncaya dek, gelecek sefere aynı fesleğen tomarının üzerinde..

Tuesday, August 19, 2014

kendim


Ve ben bazen kendime tahamül edemiyorum. Bunu ilk olarak bir replikte duyduğumda fark ettim. Kendine tahamül edememek. Farklı bir yaklaşımı vardı, kendini sevmemekten daha farklı. Her yerde benimleyim demişti. Her yerde beraberiz. Ne kadar da doğruydu! Düşünüyorum da; beraber yemek yiyoruz, beraber uyuyoruz, aynaya beraber bakıyoruz ve yine bizi görüyoruz, beraber izliyoruz filmleri, beraber diş fırçalıyoruz, market arabasını beraber sürüyoruz, beraber pişiriyoruz, kitap okurken bile benimle! Sanki her şeye müdahale eder gibi. Ve bir an duruyorum, bugün yok olmalı diyorum. Bugün aynaya bakmamalıyım, baksam bile görmemeliyim. Bazen o kadar rahatsız edici ki, onu susturamıyorum. Anda kalmama izin vermiyor. Her saniye benimle, bunca yıldır benimle. Sanırım en çok başka bir diyarda, başka bir dili konuşurken ve başka insanların arasında yok olurken, yok edebiliyorum onu. Bu sevmemek değil. Farklı bir yaklaşımı vardı onun, kendini sevmemekten farklı. Sanırım o sadece, arada hiç olmak istiyordu.  




Sunday, August 17, 2014


Yolumuz açık olsun istemiştim oysa ki; yolumuz açık olsun ya da olmasın, kendi yolumuzu çizdikten sonra mutlu olucaktık.